Paris Couture’da Koleksiyon Sahibi İlk Türk | Dilek Hanif

0
264
Paris Couture Haftası Kapsamında Koleksiyon Sergileyen İlk Türk Dilek Hanif ile 30. Yıl Özel Defilesi Joie De Vivre Öncesinde Röporta.

Dilek Hanif moda sektöründe 30. yılını kutluyor. Yalnızca Türk moda sektörünün önemli bir ismi değil Dilek Hanif aynı zamanda dünya yıldızlarının tercihi. Paris Couture Haftası kapsamında koleksiyon sergileyen ilk Türk. Bir moda tasarımcısı olduğu kadar da girişimci.

Enerjisi, yaratıcılığı ve yeteneğiyle tasarımları stil ikonları tarafından tercih ediliyor. Kelly Brook, Jane Fonda, Sophia Bush ve Miranda Kerr Dilek Hanif tasarımlarını tercih eden dünya yıldızları ve stil ikonlarına birer örnek.

Dilek Hanif ile modada 30. yılını kutlayacağı özel defilesi “Joie De Vivre” öncesinde çeşitli konular üzerine gerçekleştirilen röportaj yazının devamında.

Bize biraz kendinizi anlatır mısınız? Moda sizin için nasıl başladı?

Bu soru için neredeyse “içine doğmuşum aslında” diyebilirim sanırım. Çok küçük yaşlardan beri bu sektör aslında benim yaşantımın içinde. Annemin mesleği ve tekstil ihracatı yapan erkek kardeşim benim modanın içinde büyümemi sağladı.

Annemin mağazası vardı ki o, İstanbul’daki ilk butiklerden biriydi. Çok küçük yaşlarda, okuldan geldiğimde mağazada askıların arasında saklambaç oynadığım zamanları hatırlıyorum. Bir işin içinde büyümenin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.

“İşi aşkla yapmak diye bir şey var ya hakikaten işin sırrı bu!”

Çocukluğumdan beri hayatımın içinde bu sektör vardı ve bunun çok farklı alanlarını deneyimleyebilme imkanı buldum. Satın almayı, satmayı, müşterinin ne beğendiğini, daha sonra ise tasarım ayağını deneyimleyebilmiş olmanın hakikaten mutluluğunu yaşıyorum. Bence bu, benim hayatımda çok büyük bir avantaj oldu. Ben de çok sevdiğim için devam ettim. Eğer merakım olmasaydı bu işin beni bu kadar cezbedeceğini hiç sanmıyorum. Okul tatillerinde orada çalışmak, oraya gitmek, bu sektörün her alanıyla temas halinde olmak beni hep mutlu etti.

Paris Couture Haftası Kapsamında Koleksiyon Sergileyen İlk Türk Dilek Hanif 30. Yılını Joie De Vivre defilesiyle kutluyor.

Herhalde 30 yıl boyunca böyle bir başarı da ancak sevmekten geliyor diye düşünüyorum…

Herhalde yani 🙂 Evlendikten sonra bir müddet ara verdim. Herkesin çok isteyeceği şartlarda, çok güzel bir hayatım vardı ama işime ve sektöre olan sevgim benim peşimi bırakmadı. Sanki birisi beni kolumdan çekiştiriyordu ve içimde hep “yapmam lazım, yarım bırakmamam lazım” gibi bir hissim vardı.

“Çocukluğumdan beri hayatımın içinde moda vardı.”

Çocuklar okula başladıktan sonra önce yeni bir mağazayla arkasından da kendime ait bir hazır giyim atölyesi kurarak yeniden başladım. Sonra fuarlara katılarak, yavaş yavaş işimi büyüterek sektörün içine tamamen kendi markamla giriş yapmış oldum.

Peki şimdi baktığımızda 30 yıl çok büyük bir süre. Bu kadar uzun bir zaman zarfında insanların “bazen olmaz” dedikleri anlar olur. Bıraksam mı yoksa devam mı etsem… Hiç böyle dediğiniz zamanlar oldu mu? Bununla nasıl başa çıktınız?

Olmaz mı! Tabii. Her zaman içinde olduğunuz dönemin artıları ve eksileri oluyor.

Mesela körfez krizi zamanında çok iyi hatırlıyorum, yeni işe başladığımda Osmanbey’de bir atölyem vardı. İlk başta 100 metrekarelik bir alanken çok kısa sürede büyüdü ve aynı binanın içinde 4 tane daha daire tutup 400 metrekareye çıkmıştık. CNR fuarlarına gidiyorduk, her şey inanılmaz güzeldi ve müşterilerimiz giderek artıyordu.

O sırada bir kriz oldu ve bütün çeklerimiz geri döndü. Müşterilerden ödemeleri alamayınca biz ödeme yapamadık. Sonra kendi kendime düşündüm ve dedim ki “biraz geri adım atmam lazım” ve böylece farklı bir yöne gitmeye karar verdim.

“İyi bir şey yaparsanız, marka ismi önemli olmaksızın bunu anlayan insanlar muhakkak anlayacaktır. İyi ki Dilek Hanif adıyla bu yola çıktım.”

Ama yılmadan devam ettiniz değil mi?

Tabi ki! Ben hep ettim. Kendime farklı alanlar bularak devam ettim. Biraz daha küçülerek, farklı yönlere bakarak devam ettim. O zamanlar çeklerimizin hepsi geri dönünce toptan satışı durdurduk ve daha çok kendi özel satışlarımıza devam ettik. Çok yorulduk ama farklı bir yola girerek bir şekilde hep devam ettik.

Bu moda yolculuğunuzu düşündüğünüzde neleri iyi ki yaptım ya da yapmadım diyebileceğiniz anlar var mı?

Tabii var olmaz olur mu 🙂 Bir kere iyi ki başlamışım! İlk Dilek Hanif markasını kurduğum zaman, birçok insanın Avrupa merakı vardı. Etiketlerin hepsi Fransız ya da İtalyan’dı… Dilek Hanif adıyla çıktığım zaman bana “senin çok Avrupai bir çizgin var, güzel bir İtalyan ya da Fransız marka ismi bulsan çok daha iyi satarsın bu ürünleri” dediler. Ama ben inanıyordum ki iyi bir şey yaparsanız, marka ismi önemli olmaksızın bunu anlayan insanlar muhakkak anlayacaktır.

Bugün baktığımda iyi ki de kendi ismimi koymuşum diyorum. Hiçbir zaman yabancı bir etiketin arkasına saklanma ihtiyacı hissetmedim. Çünkü, bence siz yaptığınız işten eminseniz onun karşılığını bilen zaten onu anlıyor!

“İyi ki Paris’e gitmişim ve couture koleksiyonumu orada sergilemişim.”

Bunların dışında iyi ki couture’ü ve hazır giyimi ikisini bir arada deneyimlemişim. Bence ikisi çok çok farklı ve ikisinin çok ayrı zevkleri var. Couture, bu işin ve sektörün zirvesi. Ben de iyi ki yapmışım diyorum.

İyi ki Paris’e gitmişim ve couture’ü iyi ki Paris’te yapmaya devam etmişim. O cesareti gösterebildiğim için bugün çok mutluyum çünkü bana çok şey öğretti. Aslında bunları öğrenmemin Türkiye’ye de bir değer kattığını düşünüyorum. Bir şeylere örnek olmuş olmam, beni beğenip takdir edip benden iyisini yapmak için çalışanlara örnek olduğumu düşünüyorum.

Paris’te couture’e olan sevgi ve saygı o kadar farklı ki sizi de başka bir seviyeye getiriyorlar. Ben de orada öğrendiklerimi elimden geldiğince burada gösterebilmiş olmaktan çok mutluyum. Onun için iyi ki de gitmişim ve yapmışım diyorum. İyi ki de hiç pes etmemişim. Çünkü gerçekten bu iş sizi pes ettirecek noktalara getiriyor…

Dilek Hanif. Paris Couture Haftası Kapsamında Koleksiyon Sergileyen İlk Türk.

İnsanın hayatında gerçekten bazı dip anları oluyor işte…

Olmaz olur mu. O zamanlar o tutkuya ve kendinize inanmak, “olacak” deyip arkasından gitmek çok önemli. İnsanlar hep peşini bırakmamak, inanmak lazım, direnmek lazım der… Ben bunların çok doğru olduğuna inanıyorum.

Bugün moda dünyasını düşündüğünüzde Dilek Hanif güçlü ve güvenilir bir marka. Bir sürü insan hiçbir şey almasa bile biliyor, duyuyor ve görüyor. Bu çok büyük bir başarı. Bu başarının sırrı sizce ne?

Aslında galiba bunun cevabını verdim 🙂 İşi aşkla yapmak diye bir şey var ya hakikaten işin sırrı bu! Bir işi çok sevmek… Kendinize ve sevdiğiniz şeye inanmak. Bunu yapabilirim, bundan daha iyisini yapabilirim demek… Şu an moda haftalarını izlediğimde birçok yabancı markayı artık tenkit edebilen bir insanım.

Bu sene Dior’un koleksiyonuna baktım. 3 sene önce Zeugma Müzesi’nde yaptığım koleksiyonun neredeyse aynısı… Hatta geçenlerde o elbiseleri diktiğim müşterimle beraberdim. Sana diktiğim elbiseyi bu sene Dior yapmış dedim evet gördüm inanamadım dedi… Bir şeye inanmak, bir şeyi çok sevmek ve hiç pes etmemek, bunlar işin sırrı!

Bu söylediğiniz şey çok önemli çünkü bundan seneler önce kimse kendi ismini ön plana çıkarmıyordu ve siz bunu yapıp başarılı oldunuz.

O zamanlar şunu duyduğumu çok net hatırlıyorum. Etrafımızdan birisi eşime “diyorlar ki kendini Armani mi zannediyor, bu nedir” demiş. Bu lafı duydum ben… O zaman da hep şunu dedim: Ben kendime inanıyorum ve güveniyorum, Armani olmaya ihtiyacım yok…

Gerçekten bu çok yeni bir trend ama… Aslına baktığınızda yaptığınız çok öncü bir şey.

O dönemlerde herkesin markası ya Fransız ya İngiliz adıydı. O zamanlar için kendi ismini marka yapmak delilikti…

Paris Haute Couture Haftası’na katılan ilk Türk modacısınız. Bu serüveni bize biraz anlatır mısınız?

Paris Couture Haftası’nın bir federasyonu var ve oraya bir dosya gidiyor. Benim dosyamı görünce de şaşırdılar. İki ayrı listeleri var. Biri on biri off liste: Atölyesi Fransa’da olanlar on listede diğerleri uzun yıllar off listeden giriyor. 10 seneden sonra on listeye alıyorlar gibi değişik prosedürleri var. O zaman farkında değildim ama gördüm ki oraya giden ilk benmişim.

“Paris’te yaşadığım o dönemi, o heyecanı hiçbir şeye değişmem.”

Biz burada ilk couture’ü 2002’de yapmışız ve sonra dedim ki bu alanda kendimi geliştireceksem ve gerçekten çok iyi yaptığıma inanıyorsam bunun gerçek yeri nerdeyse benim orayla yarışmam lazım. Orada iyi bir şeyler yapmam lazım. Burada couture’de çok iyi ustalarımız vardı. Bu çok değerli bir şey ama bunu, koleksiyon bazında, gerçekten profesyonel anlamda her sene koleksiyon çıkarmak, bunlar ayrı disiplinler. Bunları yapabiliyor olmak sizi ayrı bir boyuta taşıyor. Gerçekten bir tasarım markası oluyorsunuz.

Paris’te o ekiplerle çalışmak bir öncülüktü. İlk giderken 8 ay uğraştık. Türkiye’den hiç böyle bir talep olmamış. Bizim dosyamız ajans tarafından gönderildi. Bizim dosyamızı kabul eden ajans, “Dilek Hanım burada bir federasyon var. Ben gelip sizi görmeden, sizin dosyanızı içeriye veremem” dedi. Çünkü onlar da sonuçta o federasyona karşı sorumlular. Götürdüğü dosyadaki kişinin gerçekten bir couture house olduğundan emin olması gerekiyor. Çünkü aradaki kişi için sorun olabiliyor. Dolayısıyla ajans buraya geldi, 3 gün kaldı. Bizim atölyedeki dikişleri görüp, biz nasıl bir markayız, müşterimiz kim bunları gözlemledi. Daha sonrasında ikna olup bizim dosyamızı içeri verdi. Bu çok enteresan bir süreçti ve bu süreçte çok şey öğrendim.

Dilek Hanif. Moda Sektörünün Önemli İsimlerinden.

Bu süreç sizin kariyeriniz için bir dönüm noktası olmuş olmalı…

Gerçekten çok büyük bir dönüm noktası oldu… Oldukça cesur bir hareketti. Şimdi o günleri hatırlıyorum da buradan herhangi bir devlet desteği, tanıdık vs olmadan tamamen kendi kontaklarımla böyle bir ajans bulmuşuz. Hatta gidip en iyisini bulmuşuz… Bu anlaştığımız ajans o zaman Elie Saab’ın ajansıymış. Burnum iyi koku alıyor diyebiliriz sanırım 🙂

Sonra tabi bu ajansla ayrıldık çünkü bu kadar iyi isimlerle çalıştığınız zaman bütçeler çok yüksek boyutlara geliyor. Fakat yine de hep çok iyi isimlerle çalıştık. Çok iyi kuaförler, stylist’ler, makyaj ekipleri… Yani Paris’te yaşadığım o dönemi, o heyecanı hakikaten hiçbir şeye değişmem.

Biz koleksiyonumuzu Türkiye’de yapıp oraya götürüyorduk. Dolayısıyla bizim için çok ciddi bir süreçti. Ben ve ekibimin yaşadığı süreç inanılmazdı…Çok keyifliydi.

Okurlara couture’ü tanımlamanızı istesek…

Couture, modanın zirvesidir, en üst ve özel noktasıdır. Couture’de kişiye özel çalışılır ve sadece bir parça yapılır. Kişiye özel hazırlanır. Komple her şeyi elde dikilir. Teknik olarak her şeye izin verir. Hazır giyimde makine kullanıldığı için bazı teknik noktalar olamayabiliyor. Couture öyle değildir. Dikiş tekniği olarak hiç makine kullanılmadan elde süfle yapılır.

Nakışların hepsi elde, tezgahlarda teker teker yapılır. Boncuklar elde dizilir. Hazır giyimde nakışlı kumaşlar hazırdır fakat couture bir elbisede hazır nakışlı bir kumaş kullanılamaz. Çünkü o makinada üretilmiş bir parça. Ve içine makine giren bir kıyafeti, couture diye etiketleyemezsiniz. Muhakkak el işçiliği olması lazım, şimdi farklılarını görsek de aslına bakıldığında tek parça olması lazım.

“Couture, bir sanat eseri gibidir.’

Gerçi şimdi işler biraz daha farklılaştı. Couture’de de aynı modeli 5 tane yapıp etiketliyorlar ve dünyada sadece 5 kadının üzerinde oluyor. Zaten couture çok sınırlı sayıda insanın giyebileceği, çok lüks segmentte bir ürün. Ama bilirsiniz ki couture bir şey aldığınız zaman kumaşın, malzemenin her şeyin en iyisi ve özeli kullanılır.

Dolayısıyla couture bir parça giymek hem kadını hem erkeği çok iyi hissettirir. Couture bir sanat eseri gibidir. Günlerce, elde yaptığı bir tasarımın yerini hiçbir şey tutamaz. Hiçbir zaman değeri kaybolmaz. Yıllar sonra da aynı zevkle giyebilirsiniz. Adeta bir mimari çizim yapar gibi çalışılır. Mesela biz çalışırken altına koyduğumuz kağıdı bile özel alırız. Ürünü üzerine yerleştiririz. Her ucundan birisi titizlikle çalışır. Çok çok özeldir.

“Altyapısı iyi yapılmış bir elbisenin sonucu hep çok iyi olur.”

Atölyede bazen elbiselerimizle konuşuruz. Bazen mankenin üzerinde “ne de güzel olmuş benim kızım” diye tasarımlarımı severim. Giyen için de çok farklı bir duygudur. Bir tek sizdedir ve başka kimsenin üzerinde görmeyeceğinizi bilirsiniz. Bu da size daha iyi ve özgüvenli hissettirir. Size özel ve vücudunuza özel dikilen bir kıyafetin yerini hiçbir şey tutamaz. Ben hep söylerim alt yapısı iyi yapılmış bir elbisenin sonucu hep çok iyi olur. Ama içinin çok çok doğru ve temelinin çok iyi olması gerekir.

Uzun zaman sonra İstanbul’da defile yapmaya nasıl karar verdiniz?

Baktım ki meslek hayatına başlayalı 30 yılımız olmuş. Uzun zamandır da burada bir şey yapmıyordum. Biz aslında ihracat için hazır giyim koleksiyonları zaten yapıyoruz ve Paris’e fuara gidiyoruz. Öyle olunca da uzun zamandır çok fazla ihracata yöneldik. Ben de nedense burada defile yapma ihtiyacı hissetmedim.

Couture koleksiyonları hep yapıyordum ama bunu bir defile gibi gündeme getirmedim. Bir de hep Paris’te yaptığımız için oradaki ekibe alışmışız. Sonra dedim ki Couture’de 30 yıl olmuş ve burada benim çok değerli müşterilerim var. Burada 30 yılı kutlamak lazım diye düşündüm ve defile yapmaya karar verdim. Eski koleksiyonlardan çok beğenilen parçaların desenlerini yeniledik, yeni formlara soktuk.

Kişiye özel tasarımlar yaparken nelere dikkat edilir?

Ben kişiye özel çalıştığım zaman muhakkak nerede giyilecek, ne kadar süre giyilecek ve nasıl bir yerde giyilecek mutlaka öğrenirim. Bu bilgiler bence çok önemli çünkü kişiyi yanlış yönlendirmek istemem. Benim etiketimi, benim markamı taşıdığı sürece doğru bir şekilde bütün olması gerekir. Onun için bunlar benim için vazgeçilmezlerdir.

Düğün mü davet mi kaç kişi olacak gibi detayları muhakkak alırım. Sonra vücudunun proporsiyonu çok önemli. Daha da önemlisi kişinin kendi karakteri. Herkesin giyime bakışı ve kendini anlatma biçimi farklı. Kimisi daha frapan sever, kimisi daha sade…

“Kendinizi içinde iyi hissettiğiniz, iyi dikilmiş bir elbiseyle çok daha kendinizden emin ve pozitif yürürsünüz.”

Bazıları göz önünde olmak ister, bazıları olmak istemez. Tüm bunları toparlayıp ondan sonra olması gereken neyse hepsini bir arada toplayıp kişiye özel bir tasarım çalışırım. Bu müşteriyle aramdaki ilişkiyi, doktor hasta ilişkisine benzetirim. Onun isteklerini anlayıp, yanlış olduğunu düşündüğüm şeyleri düzelterek bir parça çıkarmak çok önemli.

Eğer müşteri yanlış bir tasarımda ısrar ederse ne yapıyorsunuz?

Genel olarak başıma çok öyle şeyler gelmez. Bana hep tarzımı bilerek ve severek geliyorlar. Bazen farklı durumlar da olabiliyor. Benim tarzımı çok beğeniyorlar ama kendi tarzları benim çok dışımda olabiliyor. O zamanlarda da ikna gücümü kullanırım. Bir mülaj hazırlayıp ayna karşısında gösterdiğimde, ikna olmuş oluyorlar 🙂

Ondan sonra hep duyduğum şey şu: İyi ki böyle yaptık… Kendinizi içinde iyi hissettiğiniz, iyi dikilmiş bir elbiseyle çok daha kendinizden emin ve pozitif yürürsünüz. Onun için müşterilerimle her zaman doğru iletişimi kurmaya çalışırım. Onların karakterlerine uygun tasarımlar yapmaya özen gösteririm.

Her kadının dolabında kesinlikle olması gereken parçalar nelerdir?

Smokin takım vazgeçilmezdir. Her kadının dolabında olması gerekir. Hakikaten cankurtaran bir parçadır. Özellikle çalışan kadınlar için bir smokin giyip o günü anında kurtarabileceklerini düşünüyorum. Onun dışında klasik olarak mini bir siyah elbise her zaman olmalıdır. Bu elbiseler günden geceye taşınır, bir aksesuarla farklı bir boyuta gelir. Ben şimdi ona bir tane de beyaz ekledim. Çünkü beyaz da özellikle yaz için iyi bir kurtarıcı oluyor.

Mavi ve beyaz gömlekler, ceket takımların içine beyaz ya da siyah tişörtler. Bunlar gerçekten her kadının dolabında olması gereken kurtarıcı parçalar. Stiletto ve düz babet ayakkabılar da mutlaka olmalı. Ceket takım, uzun siyah bir elbise ve ipek gömlek her kadında mutlaka olmalı. Tüvit set takımları ben çok severim ve her kadının gardrobunda bulunması gerektiğine inanırım.

Moda dünyasında sürekli bir eskiye dönüş var. Moda bir kısır döngüye mi girdi? 2019 trendleriyle ilgili sizin yorumlarınızı heyecanla bekliyoruz…

Aslında yeni trendler, yeni tarzlar da var. Artık kıyafetler çok daha rahat kesimler olmaya başladı. Büyük ceketler, bol kesimler… Bunlar yeni trendler. Kadınların bedenlerini daha özgürleştirmek istedikleri yeni bir akım var. Ama geriye dönüş hep var. İyi ki de var çünkü o dönemler çok güzel, kadını çok daha iyi gösteren zamanlarmış. Tabi ki o dönemi geri çağırsak da o zamanda kalamayız çünkü devir çok değişti.

İnsanların hayatları değişti. O günkü kadınla bugünkü kadın arasında çok büyük bir fark var. O zamanlardan mutlaka esinlenmeliyiz. Bugün ise modada beğenmediğim çok şey var. Moda adına yapılmış olan şeylere bazen “Bu nedir aman Allah’ım bunu kim giyecek” dediğimiz çok şey var. Tüketicinin bu anlamda gerçekten bilinçli olması gerekiyor. Moda diye önünüze gelen her şeyi giymemelisiniz. İnsanların bir an önce stillerini bulmaları, kendilerine yakışanları keşfetmeleri çok sağlıklı olacaktır.

Sizin koleksiyonunuzda öne çıkan trendler neler?

Bizim koleksiyonumuz hep sade ve düzdür. Uçuşan ipekler, şifonlar severim. Hep kadını feminen yapan parçalardan yanayımdır. Kadının elegan olması, zarif olması, dekoltenin sınırlı olması benim için çok önemli. Bunları her koleksiyonumda vurgularım. Trendleri de ben tamamen her şeyin dışında bırakmıyorum.

Demode de olmamak için Dilek Hanif kadını muhakkak bugünü de deneyimlemeli. Dolayısıyla bu sezon o düz şifonların yanına volümler ekledim. Çünkü o volümlerdeki ihtişam da bana zevk veriyor ve kadına yakışacağını düşünüyorum.

Ben bir elbiseyi tasarlarken giyecek kadını hayal ederim ve bu kadına yakışır mı diye bakarım. Eğer o kadına yakışmayacaksa, dünyanın en iyi tasarımı bile olsa benim için doğru değildir. Onun için kadının içinde iyi gözükeceği bir parça benim için daha değerli.

Peki geleceğin modasını değerlendirecek olsanız neler söyleyebilirsiniz?

Aslında burada ikiye bölünüyorum. Bir tarafta çok bilinçli bir yeni nesil geliyor. Doğayı kirletmeyelim, az ve öz giyinelim diye düşünen bir nesil. Modanın hızlılığına aykırı olan bilinçli yeni gençlik var ve ben onlardan çok ümitliyim. Yani moda artık çıldırmış bir durumda. Daha bir sezonu bitmeden öbürü geliyor.

İsrafın daha da doğrusu kalitesiz bir israfın haddi hesabı yok. O yüzden az ve özde kalmak çok daha doğru. Zaten couture da bunun en güzel örneklerinden biri. Maalesef dünya büyüdükçe nereye gidecek bilmiyorum ama tabiatın artık buna izin vermeyeceği aşikar… Modanın bu hızlı tüketime bir son vermesi gerektiğini düşünüyorum. Hem tasarımcılar hem tüketiciler için bu doğru bir yol değil.

Benim de sormak istediklerimdendi. Her sektör olduğu gibi moda da gittikçe sürdürülebilirliğe önem veriyor. Yıllardır kürk kullanmamayı reddeden Chanel bile büyük bir adım atarak artık gerçek deri kullanmayacağını duyurdu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ve Dilek Hanif markası için sizin bir atılımınız var mıdır?

Kesinlikle katılıyorum. Yıllar önce kürk almışız ama artık onu giyinemiyorum bile ve şimdi olsa almam diyorum. Öyle bilinçli bir zamana geldiğimiz için mutluyum. Doğayı korumak için herkesin elinden geleni yapması gerektiğine inanıyorum. Bizim yaptığımız işte zaten hiçbir zaman çok adetli ürünler üretmiyoruz. Daha az ve öz, daha farklı ürünler üretiyoruz. Couture’da yaptığımız he şey çok emekli olmasının yanı sıra yıllarca giyinebilecek düzeyde. Modası geçti bunu bir daha giymeyeyim diye bir şey söz konusu değil.

Kullandığımız malzemeler bizim için çok önemli. Doğayı ne kadar kirlettiğine önem veriyorum. Elimizden gelen tedbirleri almamız gerekiyor. Mesela ben bundan sonra couture koleksiyonumu senede bir kere yapmaya karar verdim. Bugüne kadar senede iki kere yapıyordum. Paris’e gitmesek bile couture haftalarında koleksiyonu çıkarıp sitemize bunu yüklüyorduk. Sonra dedim ki couture böyle bir şey değil…

Yaz ve kışta da aynı çizgiler var. Mevsimsel bir ayrım yok. Bu yüzden de artık senede bir kez yapmaya karar verdim. Koleksiyon ana hatlarıyla zaten belli. Ufak tefek değişiklikler her zaman yapabilirim. İnsanların yeri gelecek 3 tişörtü olacak ve onu sürekli giyecek ama o tişörtün tenine dokunduğu zaman kendine zarar vermediğini ve başklarına zarar vermediğini bilecek. Bu bilince geleceğiz, gelmek zorundayız.

Markanızı bize üç kelimeyle anlatmanızı istesek…

Elegan, zarif, zamansız… Bir de hakikaten güçlüdür.

“Dilek Hanif elbisesini giydiğiniz zaman fark yaratırsınız.”

Kaynak: Dilek Hanif: Modada 30. Yıl.



CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.